2.bölüm – endişe
kervana katıldığımızda hava kararmak üzereydi. kervancı başının yanına gittim birlikte çay içtik. bana alışverişin nasıl geçtiğini sordu. bir problem olmadığını söyledim. dilenciyle ilgili kısmı anlatmak istedim ama bunu umursamayacağını bildiğim için sustum ve ne zaman yola çıkacağımızı sordum.
-yemekten sonra yola koyuluruz. gidip biraz dinlenin. şehirde her hangi bir havadis işittin mi?
dilencinin söyledikleri dışında bir şey işitmemiştim, belkide bahsetmeliyim
-aslında garip birinden garip şeyler işittim…
-anlat kimden ne duydun?
-abbasla birlikte kırbaları doldurmak için kuyuya gittik, kuyunun başında duran dilenci, nerden gelip nereye gideceğimi sordu, şamdan tebrize deyince bir kervanla olduğumu anladı herhalde. 3 gece bekleyip sonra yola çıkmamız gerektiğini söyledi aksi halde kervan zeval görebilirmiş.
-sebebi neymiş peki?
-bunu soracak fırsatım olmadı ne yazıkki.
-ahahah bu yoldaki haydutlar öyle elini kolunu sallayarak, böyle büyük ve korunaklı bir kervana saldıracak cesarette ve güçte değiller. bağdatın aptal dilencilerini kafana takma, senden para koparabilmek için her şeyi uydurabilirler. endişe etmemiz gereken tek şey geç kalıp şahı öfkelendirmek. haydi gidip dinlen. kervandakilere de böyle şeylerden bahsetme.
tamda düşündüğüm gibi dilencinin uyarısı kimseyi endişelendirmez. benim içimdeyse git gide büyüyen bir korku var.
ihtiyar dilenciyi fazla ciddiye alıyorumdur belki kervancıbaşı haklı. gidip çadırda bir kaç saat uyumak istedim fakat gözüme uyku girmedi bir türlü. vakit geldi, karanlık çöktü, yemekler yendi ve hazırlanıp yola çıkıldı. akşamdı ama ay ışığı, çölü üzerinde yürüyebildiğimiz ıssız bir okyanusa çevirmiş gibiydi.

Yorumlar