İçeriğe geç

Tarih, Mitler ve Tekerrür Eden Modeller

Giriş

“Tarih tekerrür eder” sözü, insanlık tarihinin döngüsel bir yapısı olabileceğine dair kadim bir inancı yansıtır. Benzer biçimde, birbirinden tamamen bağımsız gibi görünen medeniyetlerin mitolojilerinde şaşırtıcı derecede benzer hikâyeler ve motifler ortaya çıkmıştırbigthink.com. Örneğin, farklı coğrafyalarda yaşayan toplumlar arasında büyük bir tufan anlatısı ya da kahramanın bir canavarı alt etmesi gibi olay örgüleri tekrar tekrar karşımıza çıkabilir. Bu durum, acaba toplumlar belirli bir gelişmişlik düzeyine ulaştıklarında birbirine benzer karakterler ve hikâyeler mi üretirler sorusunu akla getiriyor. Bu derin araştırmada, farklı kültürlerde görülen ortak mit örneklerini derleyip inceleyecek; bu benzerliklerin kültürel etkileşimle açıklanamadığı durumlarda, kendini tekrar eden modeller olabileceği fikrini değerlendireceğiz. Ayrıca, hem mitolojideki hem de tarihsel süreçlerdeki döngüsel tekrarların geçerliliği ve bunların arkasında yatan olası “algoritmalar” olup olmadığı konusundaki kuram ve yaklaşımlara değineceğiz.

Bağımsız Kültürlerde Ortaya Çıkan Benzer Mitler

Dünya mitolojileri incelendiğinde, aralarında hiçbir doğrudan temas olmayan toplumların bile çok benzer motiflere sahip mitler anlattıkları görülürbigthink.com. Aşağıda, farklı coğrafya ve kültürlerde neredeyse aynı olay örgüsüne sahip olan bazı dikkat çekici mit örnekleri listelenmiştir:

  • Tufan Mitleri (Büyük Sel): Neredeyse her bölgede karşımıza çıkan en yaygın mitlerden biri, dünyayı sular altında bırakan büyük bir tufan felaketidir. Sümerler’in Gılgamış Destanı’nda Utnapiştim gemi yaparak tufandan kurtulur; Tevrat’ta Nuh peygamber benzer şekilde bir gemi inşa eder; Hinduların mitolojisinde ilk insan Manu, bir balığın uyarısıyla tekneye binerek selden sağ çıkar; Aztek mitinde Tanrı Tezcatlipoca’nın uyarısıyla Tata ve Nena bir ağaç kovuğunu oyup sel felaketinden kaçarbigthink.com. Bu anlatıların hepsi büyük bir yıkıcı sel ve seçilmiş kurtulanlar temasını işler. Bazı araştırmacılar bu benzerliğin, antik çağlarda Orta Doğu’da ortaya çıkan tek bir tufan hikâyesinin zamanla farklı toplumlara yayılmasıyla açıklanabileceğini öne sürmüştürbigthink.com. Ancak Aztek ve Hint tufan efsaneleri gibi örnekler, Mezopotamya’daki tufan anlatısından bağımsız olarak ortaya çıkmış olabilir; zira benzerlik sadece tanrılar, tekne ve yağmur gibi genel unsurlarla sınırlıdır ve muhtemelen her kültür kendi yaşadığı yerel sel felaketini mit haline getirmiştirbigthink.com.

https://bigthink.com/high-culture/flood-myth-origin/

Tablet XI (Gılgamış Destanı’nın “Tufan Tableti”), büyük tufan mitinin çivi yazısıyla kaydedilmiş en eski örneklerinden biri olarak İngiltere’de British Museum’da sergileniyor. Sümerler’den İnka ve Çinlilere dek pek çok kültür, dünyayı suyla yok eden bir tufan ve kurtulan az sayıda insan/varlık mitine sahiptir.bigthink.combigthink.com

  • Kahraman ve Ejderha (Chaoskampf): Bir başka evrensel motif, bir kahramanın devasa, kaos sembolü bir canavarı (çoğunlukla ejderha veya yılan formunda) alt etmesidir. Mitoloji araştırmacıları hemen hemen tüm büyük din ve mitolojilerde bu temanın bulunduğunu belirtir ve bunu “chaoskampf” (kaosla mücadele) olarak adlandırırlarbigthink.com. Örneğin, Babil yaratılış destanı Enûma Eliş’te Marduk, deniz tanrıçası Tiamat’ın yarattığı ejderha-benzeri canavarı öldürür; Yunan mitolojisinde Zeus, dev yılan Typhon’u yenilgiye uğratır; İskandinav mitolojisinde Thor, dünya yılanı Jörmungandr ile savaşır; Hint Vedik mitolojisinde Indra, Vritra adlı ejderha biçimli canavarı öldürerek yağmurları serbest bırakır. Hatta çeşitli dini anlatılarda da Aziz George gibi figürlerin ejderha öldürme hikâyeleri vardır. Bu örnekler gösteriyor ki “kahramanın canavarı yenmesi” motifi, birbirinden kopuk görünen toplumların bile hayal gücünde tekrar tekrar ortaya çıkmıştır.

https://bigthink.com/high-culture/dragons/

Tibet’teki bir tapınakta sütun etrafına sarılmış altın ejderha kabartması. Ejderha figürü, Çin ve çevresinden Avrupa’ya dek birçok kültürün mitolojisinde önemli yer tutar. Dünyanın dört bir yanında “ejderha” veya dev yılan benzeri kaos yaratıklarının kutsal anlatılarda belirmesi ve bunların bir kahraman tarafından alt edilmesi (örneğin Marduk vs. Tiamat, Zeus vs. Typhon, St. George vs. ejderha) şaşırtıcı bir ortak temadır.bigthink.com

  • Düzenbaz/Tanrı ve Tilki Düğünü: Bazı motifler de günlük hayatın küçük gözlemlerinden doğup evrenselleşmiştir. Örneğin, “güneşli yağmur” (güneş çıktığı halde yağmur yağması) olayı birçok kültürde bir hayvanın veya doğaüstü varlığın düğünüyle açıklanır. Türkiye’de ve Balkanlar’da “şeytan düğün ediyor” veya “çakal düğüne gidiyor” denirken, Japonya’da aynı olaya “tilki düğünü” (kitsune no yomeiri) denir; Hindistan’da bazı bölgelerde “çakalların evlendiği” söylenir; Güney Afrika’da “maymunların düğünü” denirbabbel.com. Birbirinden tamamen kopuk bu halk inanışları, insanların alışılmadık bir doğal olayı (güneşli yağmur) açıklamak için benzer hayal gücü örüntülerine başvurduklarını gösterir. Aynı şekilde aldatıcı trickster karakterler – örneğin Kızılderili mitolojisindeki Coyote (Kurtarıcı Tilki), Afrika mitolojisindeki Anansi (Örümcek), İskandinavya’da Loki – farklı toplumlarda bağımsız ortaya çıkan fakat birbirine çok benzeyen roller üstlenen mitolojik figürlerdir. Bu figürler genellikle kurnazlıklarıyla tanınır ve kültürler arası etkileşim olmaksızın dahi “düzenbaz kahraman” arketipinin evrenselliğini ortaya koyarlar.

Yukarıdaki örnekler, coğrafi ve kültürel olarak izole olmuş toplumların bile benzer mitleri “yeniden keşfetmiş” olabileceğini gösteriyor. Antropolog Claude Lévi-Strauss, dünyanın dört bir yanından derlenmiş mitler arasındaki şaşırtıcı benzerliklere dikkat çekerek, avcı-toplayıcı Amazon kabilelerinden Antik Yunan şehir devletlerine kadar çok farklı toplumlarda “kahramanların canavarları öldürmesi, hayvanların konuşup insanları aldatması, birbirine düşman kardeşlerin rekabeti” gibi temaların tekrarlandığını vurgularbigthink.com. Peki, bu ortak motifler nasıl açıklanabilir? Gerçekten de insan zihni ve toplumsal gelişim, bağımsız ortamlarda bile benzer hikâyeler üretmeye yatkın mıdır? Yoksa bu benzerlikler aslında geçmişte bir şekilde bağlantılı olan kültürlerin mirası mıdır? Şimdi bu soruların yanıtlarına yönelik başlıca teorileri inceleyelim.

Mitolojideki Tekrarın Nedenleri: Bağlantı mı, Ortak Deneyim mi?

Mitolojiler arasındaki ortak motifleri açıklamak için bilim insanları ve düşünürler birkaç farklı teori öne sürmüştür. Genel olarak bu benzerlikleri iki ana yaklaşım çerçevesinde değerlendirebiliriz: kültürel yayılma (diffüzyon) ve bağımsız gelişim. Ayrıca insan psikolojisinin evrensel yönleri ve bilişsel kalıplar da önemli bir açıklama olarak sunulmuştur.

  • Kültürel Yayılma Teorisi (Ortak Kökenler): Bu görüşe göre, benzer mitlerin farklı coğrafyalarda görülmesi aslında o mitin çok eski bir ortak kökene dayanması ya da bir toplumdan diğerine aktarılması sayesinde gerçekleşirbigthink.com. İnsanlığın tarih öncesi dönemdeki göçleri sırasında, temel hikâyelerin de bir “kültürel genetik miras” gibi yeni bölgelere taşındığı düşünülür. Nitekim folklor araştırmacıları bazı mitlerin kökeninin Üst Paleolitik döneme, yani 15-20 bin yıl öncesine, insanlığın Afrika dışına yayılıp Avrasya, Amerika ve Okyanusya’ya göç ettiği zamana uzanabileceğini öne sürmüştürbilimvegelecek.com.trbilimvegelecek.com.tr. Örneğin yukarıda bahsedilen “Kozmik Av” (büyük ayı takımyıldızı efsanesi) miti, bilim insanlarının hesaplamalarına göre ilk kez yaklaşık 15.000 yıl önce Avrasya’da ortaya çıkmış ve Bering kara köprüsünü geçerek Amerika’ya göç eden insanlar tarafından Yeni Dünya’ya taşınmıştırbilimvegelecek.com.trbilimvegelecek.com.tr. Bu hikâyenin izleri Sibirya’dan Kuzey Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya kadar yaygınken Endonezya, Yeni Gine ve Avustralya’da neredeyse hiç görülmez – bu da mitin evrensel bir psikolojik ihtiyaçtan ziyade belirli bir tarihsel rotada yayıldığını düşündürürbilimvegelecek.com.tr. Benzer şekilde, Hint-Avrupa veya Ural-Altay dil ailesine mensup toplumların mitolojilerinde görülen paralellikler, bu toplumların ortak atalara sahip olmasıyla açıklanabilir. Örneğin, Avrupa ve Hindistan’ın antik mitlerinde bulunan bazı ortak motifler (ejderha öldüren tanrılar, dünya ağacı vb.), bu toplumların uzak geçmişte aynı kültürel havuzda bulunmasının mirası sayılabilir. E.J. Michael Witzel gibi bazı araştırmacılar ise dünya mitolojilerini adeta bir soy ağacı gibi inceleyerek iki büyük küresel mitoloji geleneği belirlemiştir: Buzul Çağı sonlarında Avrasya’dan dünyaya yayılmış “Laurasia” mitleri (içinde yaratılış, ejderha savaşı, tufan gibi bir dizi olay örgüsü barındıran uzun anlatılar) ve ondan daha eski Afrika kökenli “Gondwana” mitlerijayarava.blogspot.comjayarava.blogspot.com. Witzel’in tezine göre, Avrasya ve Amerika kıtalarındaki pek çok mit, 20 bin yıl önce Avrasya’da yaşayan tek bir proto-kültürün hikâyelerinin dallanıp budaklanmasıyla açıklanabilirjayarava.blogspot.com. Bu görüş tartışmalı olsa da, kültürel yayılma teorisi genel anlamda ortak mitlerin tesadüf olmadığını, bir şekilde birbirine bağlı olduğunu savunur. Julien d’Huy gibi bilim insanları da istatistiksel modeller kullanarak mitlerin varyantları arasındaki benzerlikleri incelemiş ve tıpkı biyolojik türler gibi mitlerin de “evrim ağacı” oluşturacak şekilde zamanla değişerek aktarıldığını göstermeye çalışmışlardırbilimvegelecek.com.trbilimvegelecek.com.tr.

  • Bağımsız Ortaya Çıkış Teorisi (Konverjans): Diğer bir yaklaşım, benzer mitlerin ortaya çıkmasını kültürel temas yerine insan topluluklarının benzer deneyimleri yaşamasına ve benzer sorunlarla karşılaşmasına bağlarbigthink.com. Yani, birbirinden habersiz toplumlar bile benzer doğal olaylarla karşılaşıp bunları açıklamaya çalıştıklarında, kaçınılmaz olarak benzer hikâyeler üretebilirler. Örneğin, büyük nehir taşkınları veya seller dünyanın her yerinde görülebilecek doğal felaketlerdir; dolayısıyla “büyük tufan” mitinin, farklı bölgelerin kendi geçmişlerindeki büyük sel felaketlerinin anısının mitolojik dile aktarılmasıyla bağımsız olarak birden fazla kez ortaya çıkmış olması mümkündürbigthink.com. Nitekim bilim insanları Çin’de MÖ 1920 civarında Sarı Nehir’de yaşanan devasa bir baraj gölü patlamasının, Çin’in Yu the Great (Büyük Yu) efsanesine ilham vermiş olabileceğini ortaya koymuşturbigthink.combigthink.com. Bu efsane, Mezopotamya tarzı bir “her şeyi yok eden selden kaçış” hikâyesi değil, yerel bir taşkını durduran kahraman anlatısıdır ve Çin’e özgüdürbigthink.com. Benzer şekilde, hemen her toplum gökyüzündeki yıldızları gözlemlemiş ve onları hayvan veya kahraman figürlerine benzeterek farklı ama temelde benzeşen yıldız efsaneleri geliştirmiştir (örneğin, Büyükayı takımyıldızını bir ayı veya avcı olarak görme motifi). Güneş tutulması, gökkuşağı, volkanik patlama gibi doğa olayları da çeşitli kültürlerde bağımsız mitolojik açıklamalar doğurmuştur ve bazı ortak noktalar taşıyabilir. İnsan doğasının evrensel yönleri de bu bağımsız konverjansı açıklar: Örneğin hemen her toplumda anne tanrıça, gök baba, hilebaz (trickster), yıkıcı sel gibi temaların çıkması, insanlığın ortak biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarının yansıması olabilirreddit.com. Her toplum yiyecek bulma, ölüm, doğa korkusu, düzeni sağlama gibi temel meselelerle uğraştığından, bunlara dair benzer hikâyeler uydurması şaşırtıcı değildir. Bir görüşe göre, insan zihninin belirli kalıpları ve eğilimleri vardır ve bu bilişsel çekim merkezleri (cognitive attractors) kültürden bağımsız olarak benzer fikirlerin icat edilmesine yol açarreddit.com. Örneğin, sayı sayma veya müzik yapma gibi becerileri tüm toplumlar ayrı ayrı geliştirmiştir; aynı şekilde masal ve mit anlatma konusunda da bazı evrensel kalıpları tekrar tekrar “yeniden icat etmiş” olabiliriz.

  • Ortak Psikoloji ve Arketipler: Kültürlerarası benzer mitleri açıklamada en ünlü teorilerden biri Carl Gustav Jung’un ortaya attığı kolektif bilinçdışı ve arketip kavramıdır. Jung’a göre insanlığın bilinçdışında ortak simgeler ve hikâye kalıpları vardır; bu yüzden uzak kültürlerde bile benzer mitolojik temalar ortaya çıkarscientificamerican.com. Jung, mitlerin aslında dış dünyanın olaylarını açıklamaktan çok, insan ruhunun kendi iç dinamiklerini sembolik olarak dışa vurması olduğunu savunmuşturbigthink.combigthink.com. Örneğin bir toplum bir doğa olayı için tanrısal bir öykü yaratıyorsa, Jung’a göre bu, insanların zihnindeki tanrı imgesini dış dünyaya yansıtmasından ibarettirbigthink.com. Jung’un tanımladığı anne, baba, kahraman, ihtiyar bilge, gölge gibi arketip tipleri neredeyse tüm kültürlerin masal ve mitlerinde farklı adlarla karşımıza çıkar. Nitekim Joseph Campbell da ünlü eseri Kahramanın Sonsuz Yolculuğu (1949) ile Jung’un fikirlerinden etkilenerek Monomit (tek bir büyük mit) kuramını geliştirmiştirthearchaeologist.org. Campbell, tüm dünya mitolojilerindeki kahramanlık öykülerinin aslında “tek bir büyük hikâyenin varyasyonları” olduğunu öne sürerthearchaeologist.org. Bu “kahramanın yolculuğu” denen ortak modelde, sıradan bir kişi maceraya çağrılır, doğaüstü bir yardım alır, zorlu sınavlardan geçer, ölümlerden (veya yeraltı diyarından) dönüp dirilir ve toplumuna bir nimetle geri dönerthearchaeologist.org. Campbell ve Jung gibi düşünürler, bu ortak desenlerin insan zihninin derin yapısından kaynaklandığını, yani her insanın benzer psikolojik gelişim aşamalarından geçmesinin evrensel mitlere yol açtığını savunurlarthearchaeologist.orgthearchaeologist.org. Bu yaklaşımda, kültürel etkileşim olmasa bile “psişik birlik” (Adolf Bastian’ın tabiriyle “insanlığın zihinsel birliği”) sayesinde benzer fikirler farklı yerlerde doğabilirthearchaeologist.org. Gerçekten de modern psikoloji ve antropolojide, belirli anlatı kalıplarının bazı bilişsel/duygusal ihtiyaçları karşıladığı ve bu yüzden evrensel olarak belirdiği görüşü yaygındır. Örneğin, ejderha gibi canavarlar insanlığın yırtıcı hayvan korkusunun bir tezahürü olabilir; peri masallarındaki benzer motifler çocukların büyüme psikolojisindeki ortaklıkları yansıtır vb.

  • Yapısalcı Yaklaşım: Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss, farklı mitlerin derin yapısındaki ikiliklere (ikili karşıtlıklara) odaklanarak, tüm insan zihninin dünyayı belirli karşıt kavramlarla örgütlediğini ileri sürmüştür. Ona göre, “astounding similarity between myths” (mitlerdeki şaşırtıcı benzerlik) insan beyninin evrensel yapısından kaynaklanırbigthink.com. Yani her toplum, kaos-kozmik düzen, hayat-ölüm, doğa-kültür, erkek-dişi gibi zıtlıkları uzlaştırmak için mitler yaratır ve bu temel zıtlıklar evrensel olduğu için anlatılar da yapı bakımından benzer desenler gösterir. Lévi-Strauss, dünya mitolojilerinde tekrar eden motiflerin altındaki bu evrensel zihin yapısını ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu bakış açısı da mitlerin bağımsız olarak benzer şekillerde ortaya çıkabileceğini destekler niteliktedir.

Yukarıdaki açıklamalar gösteriyor ki, benzer mitlerin ortaya çıkışı tek bir nedene indirgenemez. Kimi durumlarda gerçekten de eski çağlardaki kültürel temaslar veya ortak atalar üzerinden aynı hikâye geniş coğrafyalara yayılmış olabilir. Diğer durumlarda ise herhangi bir temas olmaksızın, benzer çevresel koşullar veya benzer zihinsel eğilimler neticesinde eş değer hikâyeler “yeniden” icat edilmiş olabilir. Bir de önemli bir noktayı vurgulamak gerekir: Biz genellikle kültürler arasındaki ortak mitleri fark etmeye meyilliyiz, ancak her kültürün kendine has, diğerlerinde hiç görülmeyen mitleri de çoktur. Yani aslında farklı toplumların mitolojileri arasındaki benzerlik oranı, farklar yanında sınırlı kalabilir. Sadece seçici bir bakış ile benzer örnekler toplandığında, insanda “her yerde aynı mitler var” izlenimi uyanabilirreddit.com. Bilim insanları bu nedenle temkinli davranarak, benzerliklerin yanı sıra farklılıkları da hesaba katan dengeli analizler yapmaya çalışırlarbigthink.com.

Sonuçta, mitolojilerdeki tekrar eden motifler konusunda farklı ekoller vardır. 20. yüzyıl başlarında Karşılaştırmalı Mitoloji ekolü her mitin evrensel öğelerini vurgularkenen.wikipedia.orgen.wikipedia.org, sonraki “partikülarist” yaklaşımlar her kültürün mitinin özgünlüğünü vurgulamıştıren.wikipedia.org. Günümüzde bu iki uç arasında daha dengeli bir bakış gelişmiştir: Bazı temel insan tecrübeleri ve hayal gücü kalıpları evrenseldir (örneğin neredeyse her toplumda bir yaratılış miti ve bir tufan anlatısı bulunması şaşırtıcı değildir), fakat detaylar o kültüre özeldir ve mitler aynı formülün tekrarı değil, genellikle ortak temaların farklı yorumlarıdırbigthink.com.

Tarihsel Döngüler: Tekerrür Eden Tarih Mümkün mü?

Mitolojik anlatılardaki benzerliklerin yanı sıra, “tarih tekerrür eder” deyişi gerçek olayların ve toplumların da döngüsel bir model izleyebileceği fikrini ortaya koyar. Tarihsel döngü teorileri, insan toplumlarının belirli aşamalardan geçerek tekrar başa döndüğünü, yani olayların ve düzenlerin belirli aralıklarla yeniden ortaya çıktığını savunuren.wikipedia.org. Bu bakış açısı, mitolojideki tekrar fikrinin toplumsal tarihe uyarlanması gibidir.

Aslında tarihin döngüler halinde ilerlediği fikri oldukça eskidir. Antik Yunan tarihçileri ve filozofları, devlet yönetimlerinin bir döngü içinde değiştiğini öne sürmüşlerdi. Örneğin Platon ve Aristoteles, bir toplumda yönetimin aristokrasiden timokrasiye, oradan oligarşiye, sonra demokrasiye ve nihayetinde tyranlığa doğru bozulduğunu; ardından yeniden aristokrasiye dönüldüğünü ifade eden bir kyklos (çember) teorisi geliştirmişlerdien.wikipedia.orgen.wikipedia.org. Polybius, bu döngüsel yönetim değişimini en sistematik şekilde açıklayan antik yazarlardan biriydien.wikipedia.org. Benzer şekilde, Eski Hint düşüncesinde Yuga döngüleri (Altın Çağ, Gümüş Çağ, Bronz ve Demir – Kali Yuga) olarak medeniyetin iniş çıkışları tasvir edilmiştir. İbn Haldun 14. yüzyılda Mukaddime adlı eserinde göçebe ve yerleşik toplumların güçlenip zayıflama döngülerini ve “Asabiyyah” (toplumsal dayanışma) kavramıyla imparatorlukların yükseliş ve çöküş ritmini anlatmıştıren.wikipedia.org. 18. yüzyılda Giambattista Vico, tarihin döngüsel aşamalardan (ilahi dönem, kahramanlık dönemi, insan dönemi) geçerek tekrarlandığını öne sürmüştüren.wikipedia.org. Bütün bu düşünürler, tarihsel süreçlerde düzenli bir tekrar sezmişler ve “hiçbir şey yeni değildir, daha önce olmuştur” fikrini dile getirmişlerdir.

Modern çağda, tarihsel döngülere dair en bilinen çalışmalardan bazıları Oswald Spengler ve Arnold Toynbee’ye aittir. Spengler, 1918 tarihli Batı’nın Çöküşü eserinde medeniyetleri canlı organizmalara benzeterek, her uygarlığın doğup büyüdüğü ve kaçınılmaz olarak yaşlanıp öldüğü bir hayat döngüsü olduğunu ileri sürdüen.wikipedia.org. Ona göre Batı uygarlığı da son aşamasına girerek kaçınılmaz çöküş yolundaydıen.wikipedia.org. Toynbee ise 12 ciltlik Tarihin Bir İncelemesi eserinde 20’den fazla uygarlığın doğuş, büyüme, duraklama ve çöküş evrelerini karşılaştırdı ve meydan okuma-yanıt (challenge-response) mekanizmasının her medeniyette tekrar ettiğini savundu. Bu görüşler her ne kadar determinist bulunup eleştirilse de tarih yazımında döngüsel bakış açısını yeniden popüler hale getirdi.

Sosyoloji ve tarih alanında bu yaklaşım Sosyal Döngü Teorisi olarak bilinir ve toplumsal değişmenin doğrusal bir ilerleme değil, periyodik olarak kendini yenileyen bir döngü olduğunu öne süreren.wikipedia.org. Örneğin, ekonomik döngülerde düzenli olarak görülen kriz ve refah dönemleri, siyasi hayatta görülen savaş ve barış döngüleri veya devrimlerin belirli aralıklarla patlak vermesi gibi olgular bu çerçevede yorumlanmaya çalışılır. Bazı modern araştırmacılar, istatistiksel verilerle uzun dönemli toplumsal döngüler tespit etmeye çalışmıştır. Örneğin Peter Turchin, Cliodynamics adı verilen bir disiplinle imparatorlukların nüfus, ekonomi ve istikrar verilerini inceleyerek ~50 yıllık ve ~200 yıllık dalgalanmalar (nesiller arası huzursuzluk döngüleri, “seküler döngüler”) bulduğunu iddia etmiştir. Yine Strauss-Howe adlı araştırmacılar, başta Amerikan tarihi olmak üzere, yaklaşık 80-100 yıllık döngülerle dört kuşaklık dönemlerin (Kahraman, Sanık, Gezgin, Sanatçı kuşakları) sırayla tekrarlandığı bir “dördüncü dönüş” teorisi ortaya atmışlardırartofmanliness.com. Bu teoriye göre, her kuşak belli bir toplumsal rolü yeniden canlandırır ve dört kuşak sonra benzer bir toplumsal iklim geri gelir (örneğin büyük krizler yaklaşık olarak dört kuşak arayla meydana gelir).

Elbette tarihsel döngüleri matematiksel bir kesinlikte kanıtlamak zordur. Pek çok tarihçi, her olayın kendi benzersiz şartları olduğunu ve tam anlamıyla tekrarın imkânsız olduğunu vurgular. Mark Twain’e atfedilen ünlü sözde dendiği gibi: “Tarih tekerrür etmez, ama çoğu zaman kafiyelidir.” Yani tarih birebir aynı olmasa da, benzer desenler halinde “ahenk” gösterir. Örneğin Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile Osmanlı’nın çöküşü birebir aynı değildir, ancak ikisinde de artan sınır baskıları, ekonomik zorluklar ve kurumsal çözülme gibi ortak eğilimler görülebilir. Benzer şekilde, 1929 Büyük Buhranı ile 2008 finansal krizi farklı çağlarda yaşansa da, ekonomik balonun patlaması ve ardından gelen çöküş bakımından örtüşen bir patern sergiler. Bu tür paralellikler, tarihçilere ve sosyal bilimcilere geleceğe dair uyarıcı bir rehber olabilir. Örneğin, geçmişteki benzer şartlar belirli sonuçlara yol açmışsa, günümüzde de benzer şartlar oluştuğunda dikkatli olunması gerektiği sonucu çıkarılır.

“Tarihsel algoritmalar” meselesine gelince; günümüzde büyük veri analizi ve bilgisayar simülasyonları, tarihin akışında döngüsel veya kalıpsal desenler yakalamaya çalışmaktadır. Ancak insan toplumlarının değişkenliği ve olayların çok faktörlü doğası, kesin bir algoritma formüle etmeyi imkânsız kılıyor. Yine de, tarihsel veriler üzerinde yapılan çalışmalar bazı periyodik dalgalanmalar olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin uzun vadeli iktisadi döngüler (Kondratiev dalgaları gibi ~50-60 yıllık döngüler), nüfus-artış ve kriz döngüleri veya hegemon güçlerin yükseliş-çöküş periyotları gibi konular bilimsel araştırmalara konu olmaktadır. Bunlar, tarihin tamamen rastgele olmadığına, belli yapısal dinamiklerin tekrar ettiğine işaret ederen.wikipedia.org.

Özetle, tarihsel tekerrür konusu da en az mitolojik tekerrür kadar ilginç ama tartışmalıdır. Bir yanda, tarihte ibret alınmadığında benzer hataların tekrar yaşandığı ve bu yüzden tarihin tekerrür ettiği söylenir. Diğer yanda ise her olayı kendi bağlamıyla değerlendirmek gerektiği savunulur. Tarih belki bir döngüden ziyade bir sarmal gibidir – benzer noktalardan geçer ama hiçbir zaman tamamen aynı noktaya dönmez. Yine de, hem mitolojide hem tarihte, insanlığın kendini tekrar eden belirli modelleri olduğu fikri, düşünce tarihinde güçlü bir tema olarak varlığını korumaktadır.

Sonuç

Farklı kültürlerin mitolojilerindeki ortak motifler ve tarihin akışındaki döngüsel eğilimler, insanlığın paylaştığı derin deneyimleri ve kalıpları bizlere gösterir. Birbirinden habersiz toplumların bile benzer masallar anlatması, kolektif bir insanlık durumuna işaret ederken; imparatorlukların yükseliş ve çöküş hikâyelerinin birbirini andırması, toplumların benzer zorluklar karşısında benzer tepkiler verdiğini düşündürür. Bu olguları açıklamak için çeşitli teoriler geliştirilmiştir: Kimi zaman eski çağların miras kalan anlatıları yeni coğrafyalarda filiz vermiş, kimi zaman da benzer ihtiyaçlar aynı çözümleri doğurmuştur. Tekerrür eden modeller bazen bilincimizden bağımsız işlemiş (arketipler ve bilişsel şablonlar olarak), bazen de somut döngüler halinde tarih sahnesinde kendini göstermiştir.

Elbette ne mitlerdeki ne de tarihteki tekrarlar, mutlak ve mekanik bir algoritma gibi işlememektedir. Her anlatı ve her olay kendi özgün bağlamına sahiptir. Ancak, bu araştırmada gördüğümüz örnekler, insan doğası ve deneyiminin ortak paydasının ne denli güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Kültürler farklı olsa da sorularımız, korkularımız ve umutlarımız benzer olduğu için, bunların ürünü olan hikâyelerde de benzer kahramanlar ve motifler yaratıyoruz. Toplumlar geliştikçe, bir lideri kurtarıcı kahraman ilan etmek, kaosu ejderha suretinde resmetmek veya ahlaki dersleri benzer masallarla aktarmak gibi yollara tekrar tekrar başvuruyoruz.

Sonuç olarak, tarih ve mitoloji bize bir bakıma şunu söylüyor: İnsanlık ortak bir hikâyeyi farklı dillerde anlatan bir topluluk gibidir. Bu hikâyede zaman zaman roller ve sahneler değişse de altında yatan temalar yineleyici bir düzen izler. Bu gerçeği bilmek, hem geçmişi daha iyi anlamamıza hem de geleceğe daha hazırlıklı bakmamıza yardımcı olabilir. Unutmamak gerekir ki, “tekerrür” zorunlu bir kader değil, bir fırsattır – eğer tarihin ve mitlerin ortak desenlerini doğru okursak, aynı hataları tekrarlamayıp aynı ilham verici değerleri yaşatabiliriz.

Kaynaklar:

  1. Claude Lévi-Strauss, The Structural Study of Myth eserinde farklı coğrafyalardan derlenen mitlerin şaşırtıcı benzerliklerinden bahsederbigthink.com.

  2. Tim Brinkhof, “Why are flood myths so common in stories from ancient cultures around the world?” Big Think, 2021 – Dünya genelinde tufan mitlerinin yaygınlığı ve olası sebepleribigthink.combigthink.combigthink.com.

  3. Julien d’Huy, “Scientists Trace Society’s Myths to Primordial Origins.” Scientific American, Aralık 2016 (Türkçesi: “Mitlerin Evrimi”, Bilim ve Gelecek dergisi, Ekim 2019) – Mitlerin filogenetik analiziyle kökenlerinin izlenmesi üzerine çalışmabilimvegelecek.com.trbilimvegelecek.com.tr.

  4. Emily Zarka, “Terrifying dragons have long been a part of many religions, and there is a reason for their appeal.” Big Think, Eylül 2022 – Ejderha motifinin farklı kültürlerdeki yaygınlığı ve chaoskampf temasının evrenselliğibigthink.com.

  5. Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kuramı ve monomit kavramı, bkz. The Archaeologist, “The Mythologist Joseph Campbell and his Comparative Myth Theories”thearchaeologist.org. Campbell, dünya mitlerini tek bir büyük hikâyenin türevleri olarak yorumlar.

  6. Big Think derlemesi, “Myth and Mind” bölümü – Carl Jung’un mitlere dair kolektif bilinçdışı açıklaması ve modern değerlendirmesibigthink.combigthink.com.

  7. Bilim ve Gelecek, “Mitlerin Evrimi” (Ekim 2019) – Kozmik Av miti örneği ve mitlerin insan göçleriyle yayılımı üzerine Türkçe makalebilimvegelecek.com.trbilimvegelecek.com.tr.

  8. “Social Cycle Theory.” Wikipedia – Tarihin döngüsel yorumuna dair genel bakış ve antik- modern örnekleren.wikipedia.orgen.wikipedia.org.

  9. Peter Turchin, Historical Dynamics ve Secular Cycles çalışmaları – tarihsel verilerle imparatorlukların döngüsel nüfus ve huzursuzluk dönemleri analizi (ayrıntılı kaynak içinde belirtilmemiştir, genel bilgi amaçlı).

  10. Mark Twain’in tarihin tekerrürü üzerine sözü (muhtemelen gerçek kaynağı Charles Dudley Warner) – “History never repeats itself, but it does often rhyme.” (Kaynak: Big Think makalesinde anılır şekilde).

  11. Steph Koyfman, “Curious Terms for Sun Shower from Around the World.” Babbel Magazine, 2018 – Güneşli yağmura dair farklı kültürlerdeki deyimler ve folklorik açıklamalarbabbel.combabbel.com.

Таким образом, мы видим, что хотя история и мифология не всегда повторяются в точности, они часто демонстрируют рифмующиеся мотивы и циклы, отражающие общие условия человеческого существования.

Bağlan!
Gemi okyanusa açılmak üzere, acele et ve bize katıl!

Yorumlar

Henüz yorum yok